Dikiş makinalarının ölümü ve dirilişi üzerine düşünceler

Ahmet Turan Alkan
a.alkan@aksiyon.com.tr

Dikiş makinalarının ölümü ve dirilişi üzerine düşünceler
Aksiyon Sayı: 845 / Tarih : 15-10-2007

Eğlence veya hoşça vakit geçirmek amacıyla da olsa yeniden insana üretici sıfatı kazandıran faaliyet ve araçlara dönmek güzel. Artık birbiri ardınca hobi mağazaları açılıyor, kitaplar dergiler yayınlanıyor, kurslar açılıyor; kadınlar kırk-elli sene önce bizzat ürettikleri şeylere pek benzemese, onlara göre biraz daha sun’i görünse de evlerini el emekleri ile süslemeye başladılar. Ne yazık ki bu gelişmeyi “üretime dönüş” olarak yorumlayamıyoruz; bilakis bu akım, şehirli ev kadınlarını daha çok hobi malzemesi tüketmeye yönelten yeni bir pazar faaliyetidir ve o güzelim dikiş makinaları, bir daha asla eski özelliğini ve güzelliğini hatırlayamayacaktır.

İlkokulun son sınıflarına doğru gördüğümüz “Elişi” derslerinin ne zaman kaldırıldığını bilmiyorum; 70’li yıllarda olmalı. Elişi derken, ortaokul sıralarında yalap-şap ve laubâli bir üslupla geçiştirilen ağaç, metal işlerini kasdetmiyorum; ilkokulda gördüğümüz bu ders, kız-erkek, her öğrencinin dosya kağıdı boyunda bir patiska bez üstüne birtakım dikiş uygulamaları yapmasını gerektiriyordu: Düz iğne, dikiş ardı, teyel, sıçan dişi gibi teknikler yanında düğme dikmek, düğme iliği açmak gibi basit marifetler kazandırmak bu dersin hedefleri arasındaydı.

İlkokulda elişi dersi görmüş olmak, hemen hiçbirimizde ilerde terzi olmak arzusu uyandırmadı fakat o dersin amacına ulaştığını zannediyorum; elişi dersi, öğrenciye müdahil olmayı öğretiyor, onun eşyâ üzerindeki tasarrufunu artırıyordu. O yüzden bizim kuşaktan “ampul değiştirmek için elektrikçi çağıran” bir tip pek çıkmamıştır.

Ortaokul sıralarında elişi dersi yine vardı fakat okul idaresi tarafından âdeta karikatürize edilmişti. Verilen ödevleri bir başkasına, hatta bir marangoz veya demirciye yaptırmamız sadece hoş karşılanmakla kalmıyor, teşvik bile görüyordu. Topu topu iki defa görebildiğim elişi atelyesinde ise dişleri kör iki eğri testere ile kurumuş boncuk tutkal kutusundan gayrı nesne yoktu. Galiba zaman değişiyordu; herkesin her işi -az da olsa- yapması, işin bir ucundan tutması lüzumu yavaş yavaş ortadan kalkıyordu. İthal ikâmeci yerli sanayi destekçiliği ile paralel olarak tasarruf ve tutumluluk artık teşvik edilmiyor, her mahallede şubesi bulunan “servis” ve “yetkili tamirci” dükkânları ile eşyaya müdahale etmemiz yasaklanıyordu. Bu servisçi takımının kurcalanmış âleti getiren vatandaşlara nasıl öfkelenip, neredeyse dövmekten beter azarladıklarını hatırlıyor olmalısınız.

İşte Türkiye’nin dikiş makinası satıcıları için bir cennet olmaktan çıktığı günler böyle başlamış olsa gerektir; tahminimde fazla yanılmadığımı zannediyorum, çünkü her ev kadınının, her genç kızın hayâlinde, çeyizini bir dikiş makinasının süslediğini ileri süren o meşhur reklâm cümlesi doğruyu yansıtıyordu. Bizim evde bir dikiş makinası vardı meselâ ve üzerindeki örtünün kaldırılmadığı hafta yok gibiydi; bütün kız kardeşlerimin çeyiz işleri, o makinenin dişlileri arasından geçmiş olmalıdır. Dikiş makinalarının fonksiyon kaybına uğrayarak saksı sehpası veya masa bacağı haline gelmesi için yirmi sene yetti; çünkü bu esnada Türkiye’de tekstil ve konfeksiyon sanayi yükselişe geçmişti. Değişimin en zorlu dönemeçlerini yaşayan kuşağa mensubum; o kuşak el dikişi iç çamaşırından, evde makina dikişi ile hazırlanan çamaşıra terfi etmiş, hemen ardından hazır giyim ürünlerinin istilâsı ile yüzyüze gelmiştir. Evlerde artık dikiş dikilmemekte, sökükle bile uğraşılmamaktadır; “yama” ise neredeyse tarih kadar eski ve sevimsiz bir hâtıradır.

Bu “nostalji” bilgisinin üzerine, Türkiye’de dikiş makinası satışlarının giderek yükselmekte olduğu haberini okumak, insanı biraz şaşırtıyor. Habere göre bundan 15 yıl önce 200 bin adet seviyesinde iken zamanla 50 binlere kadar düşen Türkiye’deki dikiş makinesi pazarı son beş yılda toparlanarak yeniden 80 bin adetleri aşmış bulunuyor. Üç meşhur dikiş manikası üreticisinin Türkiye yetkilisine göre bu artışın temelinde stres atmak isteyen çalışan şehirli kadınların dikiş dikmeyi hobiye dönüştürmesinin ve evini kendi emeğiyle güzelleştirmeye yönelmesinin büyük etkisi bulunmaktaymış.

Bu satırları okuyunca, hakikaten mahalle baskısının mevcut bulunduğu o eski günlerdeki mahallemizde, o küçücük, icabında bir kadının koltuğuna alıp götürebileceği kadar pratik ve hafif el makinesiyle aile bütçesine bir ucundan omuz veren o komşu kadın hâtırıma geliverdi. Saatler boyunca o küçücük makinede evinin, komşularının dikişlerini yetiştirmeye çalışırken, moda tabirle stres atmaktan ziyade yeni stresler yüklendiğini hissederdim. Kaldı ki o küçücük makinenin ayak pedalı bile yoktu, elle çevrilerek çalışırdı.

Dünün geçimlikleri, artık bir eğlence, hoşça vakit geçirme maksadına hizmet etmeye başlamışsa, Türkiye’nin üretim ve tüketim modelleri de değişiyor demektir. Ne denirse densin refahın arttığı, hayat standartlarının düne göre çok yükseldiği inkâr edilemez; buna paralel olarak nüfusumuz giderek üretkenliğini kaybetmekte, üretim süreçlerinden çekilerek son kullanıcı olmaya özendirilmektedir. Tarım sektöründe bile hububat zıraatı ile uğraşanların, ekip biçmektense açıktan para almaya özendirilmeleri çok dikkat çekiyor. Bu gidişatın sonunda yüksek tüketim talepleri ve beklentileri olan, buna mukabil eşyaya tasarruf bilgisi kıt, üretim pratiği zayıf bir toplum profili çizmemiz sürpriz olmayacak.

Eğlence veya hoşça vakit geçirmek amacıyla da olsa yeniden insana üretici sıfatı kazandıran faaliyet ve araçlara dönmek güzel. Nitekim bazı gazeteler şehirli kadınların giderek üretimden koptuklarını farkedince onları mutlu edecek çeşitli meşgalelerin taşıdığı ticari değeri farketti ve o alana yöneldi. Artık birbiri ardınca hobi mağazaları açılıyor, kitaplar dergiler yayınlanıyor, kurslar açılıyor; kadınlar kırk-elli sene önce bizzat ürettikleri şeylere pek benzemese, onlara göre biraz daha sun’i görünse de evlerini el emekleri ile süslemeye başladılar. Ne yazık ki bu gelişmeyi “üretime dönüş” olarak yorumlayamıyoruz; bilakis bu akım, şehirli ev kadınlarını daha çok hobi malzemesi tüketmeye yönelten yeni bir pazar faaliyetidir ve o güzelim dikiş makinaları, bir daha asla eski özelliğini ve güzelliğini hatırlayamayacaktır.

15.10.2007

Ahmet Turan Alkan

You can leave a response, or trackback from your own site.

Leave a Reply